Kelime manası “haklar” olan hukuk, gündelik yaşantımızdan devletler arası ilişkilere kadar çok geniş bir alanı kapsamaktadır.

İnsanın diğer insanlarla veya devletle, devletin vatandaşlarıyla veya başka devletlerle olan münasebetlerini bütün olasılıkları önceden göze alarak adaleti tesis etmek, sosyal düzeni korumak ve geliştirmek için herkes için geçerli objektif kurallar koyan ve kurallara riayetsizliği devlet gücüyle müeyyideye tabi tutan düzene ve bilime “hukuk” diyoruz.

Marketten ekmek alırken, internetten alış veriş yaparken, evlenirken, boşanırken, çocuğunuzu eğitirken ve ebeveynlik yaparken, bir işveren nezdinde çalışırken veya iş yerinizde işçi çalıştırırken, yolda araba kullanırken, askerlik vazifeniz esnasında veya oy verirken kısacası her an hukuk düzeni içerisindeyiz. Çok fazla norm içeren sosyal hayatta kişinin haklarını ve sorumluluklarını bilmesi ve buna göre hareket etmesi gerekmektedir.

İnsanlar ve kurumlar hukuk düzeni içerisinden bazı sorunlarla karşılaşırlar. Başka bir kişi veya kurum tarafından bir haksızlığa maruz kalırlar veya yapmış oldukları eylemler nedeniyle suçlanırlar ve şüpheli hale gelirler. İster haksızlığa maruz kalmış olsun isterse aşikar bir eylem neticesinde şüpheli konumuna düşmüş olsun sosyal bir hukuk devletinde herkesin savunma hakkı vardır. Savunma hakkı suçlamalar karşısında tek başına kalmış bir insanın en kutsal hakkıdır. Bu hak yani kendini savunma hakkı bağımsızca, özgürce, insana yakışır biçimde, herhangi bir dış etkiye maruz kalmadan kullanılmalıdır.

İnsanın insan olmasından kaynaklanan bağımsız savunma hakkı, hukuk düzeni içerisinde bireyin haklarını bilen profesyonel, bağımsız, herhangi bir hiyerarşik yapıya tabi olmayan, hukuk bilimi eğitimi almış insanlar tarafından yardım alınarak sağlanabilir. Öyle ki bazen bir şüphelinin yargılamasının sağlıklı yapılabilmesi, “maddi gerçeğin” ortaya çıkarılabilmesi için kendisine devlet tarafından bir avukat sağlanmaktadır.

Molierac’ın dediği gibi kimseye tabi olmayan ve kimseyi de esir olarak kullanmayan avukatlar, hukuk düzeninin sav, savunma, karar mekanizmasında en önemli sac ayağını temsil etmektedirler.

Savunma gibi kutsal bir vazife ifa eden, görevini yaparken kimseye bağlı olmayacağına ant içerek mesleğine başlayan bir avukat için avukatlık “bir hukukçunun yükselebileceği en yüksek makamdır”.

Doğal olarak da iyi bir avukat olmak için öncelikle mevzuata hakim, hukuk nosyonu bulunan, sistemi kavramış, hukuki kavramları olaylara uyarlayabilecek yorum ve muhakeme gücüne sahip iyi bir hukukçu olabilmek gerekir.

İşte bu iyi bir hukukçu avukatlık mesleğini seçtiği ve savunmanın kutsallığına inandığı, müvekkilinin kamu gücü karşısında tek dayanağı olduğu anda en iyi makamdadır.

Avukatın haklarını savunduğu kişiye müvekkil diyoruz. Müvekkil de avukatına güvendiği, somut uyuşmazlık ile ilgili bütün bilgileri vekiline yani avukatına verdiği, hak ve ücretine riayet ettiği, avukatının gereksiz zamanını çalmadığı sürece en verimli şekilde avukatın mesleki ve hukuki bilgisinden yararlanacak, haklarının en iyi şekilde yargı makamlarında temsili sağlanacaktır.

Bunun yanı sıra avukatın sır saklama yükümlülüğü, müvekkiline bilgi verme yükümlülüğü, müvekkili aleyhine iş almama, meslek etiğine aykırı reklamdan kaçınma, sosyal hayatta mesleğin onur ve şanına yakışır yaşama gibi Türkiye Barolar Birliğinin ve Dünya Avukatları Etik Kuralları bulunmaktadır.

İş ve meslek hayatımıza bu kuralları koyarak sürdürüyoruz. Kısacası mesleğin gereklerini adaletin ve savunmanın gerekleri olarak görüyoruz.

Süpçin & Esen Hukuk Bürosu