201501.132

Eski ve Yeni Ceza Kanunlarında Kendiliğinden Hak Arama Suçu

Eski ve Yeni Türk Ceza Kanununda Kendiliginden Hak Arama (İhkak-ı Hak)Ve Güveni Kötüye Kullanma Suçu

1-İhkak-ı Hak Eyleminin Tanımı

İhkak-ı Hak; Kişinin iddia ettiği hakkını adli makamlara başvurmadan kendiliğinden kişi veya eşya üzerinde zor ve kuvvet kullanarak alması olarak tanımlanabilir.

2-Eski ve Yeni Ceza Kanunu Açısından İhkak-ı Hak

765 sayılı Türk Ceza Kanunumuzda kendiliğinden hak arama yahut kanundaki adıyla kendiliğinden ihkakı hak etmek fiili ayrı bir suç iken 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunumuzda ihkak-ı hak eylemi ayrı bir suç değildir.

Yukarıda da değindiğimiz üzere bu suç tipi yeni ceza yasamızda bulunmamaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yapılırken kanun koyucu tarafından suç tipi olmaktan çıkarılan bu eylem modern ceza yasalarında da genel olarak suç teşkil etmemektedir. Bunun yerine kanunun öngördüğü başka bir madde ihlal ediliyorsa bu maddeden (örneğin hırsızlık, yağma ) yargılama yapılması durumu hâkimdir.

3-5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Hırsızlık, Dolandırıcılık, Belgede Sahtecilik ve Yağma Suçları Açısından İhkak-ı Hak

Ceza yasamızda “kendiliğinden hak iddia ederek kuvvet ve zora başvurarak hakkını temin eylemi” bazı suçlar açısından cezayı azaltan hal veya cezada özel indirim sebebidir. Yağma (gasp) suçunda ise “tehdit” veya “kasten” yaralama suçundan failin cezalandırılması öngörülmüştür.

a) Hırsızlık (TCK m.144) ve Dolandırıcılık (TCK m.159) suçları “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacı” ile yani “Kendiliğinden hak aramak kastıyla” işlendi ise cezayı azaltan hal söz konusudur.

b) Evrakta Sahtecilik suçunun “bir hukukî ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelen­mesi amacıyla”işlenmesi durumunda (TCK m.211) özel bir cezadan indirim nedeni düzenlenmiştir.

c) Yağma suçunun “kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla işlenmesi ve tehdit veya cebir kullanılması halinde” TCK m.150/1 gereğince failin gasp yani yağma suçundan değil de sadece kasten yaralama veya tehdit suçundan cezalandırılması hüküm altına alınmıştır..
Burada ceza hukukçusunun ceza hukuku pratiğinde karşısına gelen olaylarda eski TCK uygulamasında olduğu gibi hırsızlık, dolandırıcılık ve evrakta sahtecilik davalarında suçun nev’inin yani türünün değiştiği yönünde savunma yapması geçerli olmamakla birlikte cezada indirim sebeplerinin hâsıl olabileceğini savunmasında belirtmesi elzemdir.

4-Güveni Kötüye Kullanma Suçu için İhkak-ı Hak Hali

Öte yandan hırsızlık dolandırıcılık, evrakta sahtecilik suçlarında cezada indirim yahut yağma suçunda nev’inin değişmesi gibi sanık lehine Kanun Koyucu tarafından düzenleme yapılmış olmasına karşın güveni kötüye kullanma suçunda böyle bir lehe durumun sağlanmamış olması da dikkat çekmektedir. Gerçekten de 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 155. Maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunda kendiliğinden hak arayan kişinin cezasında indirim düzenlemesi mevcut değildir.

5-İş İlişkisinden Kaynaklanan Güveni Kötüye Kullanma Suçu ve İhkak-ı Hak

Uygulamada işçi ve işveren ilişkilerinde işçilerin maaş veya tazminat gibi haklarını zamanında veya hiç alamamalarının sık karşılaşılan bir durum olduğunu belirtmek istiyoruz.

İşveren tarafından hakkı ödenmeyen veya ödenmediğini düşünen ve tabiri caizse suç işlemeye tahrik edilen ve bu maksatla işvereni tarafından teslim edilen maddi değeri olan mal üzerinde tasarrufta bulunan ve güveni kötüye kullanma suçunu işleyen failin cezasında hırsızlık, dolandırıcılık, yağma gibi lehine bir düzenleme bulunmamakla birlikte aleyhine bir düzenleme söz konusudur. TCK 155/2’de bu durum cezada artırım sebebidir.

Yasa koyucunun burada iş hayatındaki düzenin korunmasını amaçladığını düşünüyoruz. Ancak fıkra gerekçesinde bu husus belirtilmemiştir.

Öte yandan işçilik alacağı olan veya olduğuna inanarak güveni kötüye kullanma suçunu işleyen işçinin, kendi hakkını sağlamak niyetiyle yağma (gasp), hırsızlık, dolandırıcılık, evrakta sahtecilik suçlarını işleyenler karşısında daha adil bir cezaya tabi tutulması da akla gelmektedir. Nitekim Anayasamızın “eşitlik” ilkesi düşünüldüğünde bu hususun öğreti ve uygulamada tartışılması ve nihayetinde Anayasa’ya aykırılık iddiasının norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi’nce de açıklığa kavuşturulması gerektiği inancındayız.

Süpçin&Esen Hukuk Bürosu
Av. Adem Süpçin-Av. Ali Esen

Bir Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. İşaretli alanlar gereklidir. *