201510.123

Evli Kişiyle Birlikte Olan Aleyhine Tazminat

Yargıtay Evli Kişiyle Birlikte Olan Aleyhine Tazminat Görüşünden Vaz Mı Geçiyor?

 Anahtar Sözcükler:

a) Boşanma b) Manevi Tazminat c) Sadakat Yükümlülüğü d) Sadakat Hakkı e) Haksız Fiil f) Kişilik Haklarına Saldırı

1- Sadakat Yükümlülüğü Hakkındaki Düzenleme

Gerek Anayasamızda gerekse Medeni Kanunumuzda ailenin toplumun temel kurumu olduğu kabul edilmiş ve bu amaçla mevzuatımızda ailenin korunmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır.

Kaynağını Anayasa’dan alan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuz evlilik kurumunun sağlıklı işleyebilmesi için eşlerin birbirlerine karşı olan sorumluluklarını da düzenlemiştir.

Sosyal hayatta ve hukuk düzeninde eşlerin birbirlerine karşı en önemli yükümlülüğü kuşkusuz “sadakat yükümlülüğüdür”.

Medeni Kanunumuz 185. maddesi “eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar” diyerek sadakat yükümlülüğünü açıkça düzenlemiş bulunmaktadır. Öte yandan  “sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan” eşin kusurlu sayılması gereği bu maddeden kaynaklanmakta olduğu gibi ayrıca kanunumuz sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmanın özel bir hali olan “zina” halini özel bir boşanma sebebi olarak öngörmüştür.

Yargıtay “sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmanın” “genel boşanma sebebi” yani “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine dâhil etmekte veya “zina” yapan eş aleyhine açılacak boşanma davasında boşanma sebebi olarak özel boşanma sebebi olan “zinaya” veya “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine de dayanılabileceğini öngörmektedir.

Bu arada genel hukuk mantığı çerçevesinde düşünüldüğünde mevzuatımızın ve toplumumuzun en önemli sözleşme biçimi olan evlilik sözleşmesinin taraflardan bir yükümlülük beklenmesi halinde bu yükümlülüğün sözleşmenin diğer tarafının hakkından kaynaklandığını da belirtmek gerekmektedir. Bu hakka “sadakat hakkı” demeyi uygun buluyoruz.

2- Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranan Eş

Yukarıda “sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan” eşe karşı Aile Mahkemesinde veya Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde Aile Mahkemesi Sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinde “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” veya affetmemiş olmak ve süresi içerisinde açmak şartıyla “zina” sebebine dayanarak boşanma davası açılabileceğini vurgulamıştık.

Yine Türk Medeni Kanunumuz 174/2. fıkrasında “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir” demektedir.

Haliyle “zina” sebebiyle boşanmaya sebep olan veya “sadakat yükümlülüğüne aykırı” davranarak evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan taraf talep halinde kusursuz veya daha az kusurlu tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.

3- Evli Kişiyle Birlikte Olan 3. Kişinin Aldatılan Eşe Karşı Hukuki Sorumluluğu

a) 11.06.2015 Tarihinden Önceki Yargıtay Kararları Işığında 3. Kişinin Hukuki Sorumluluğu

Yukarıda ayrıntılı olarak açıkladığımız üzere Medeni Kanunumuzda “zina” yapan veya “sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan” eşin boşanma davalarında kusurlu sayılması gerektiği ve talep halinde de “aldatılan” veya “sadakat hakkı çiğnenen” eşin, eşinden manevi tazminat talep edebileceği düzenlenmiştir. Ancak mevzuatımızda “sadakat hakkı çiğnenen” veya “aldatılan” eşin, eşiyle “evli olduğunu bildiği halde” birlikte olan 3. kişiye karşı hukuki hakları veya bu 3. kişinin hukuki sorumluluğu açıkça düzenlenmemiştir. Öyleyse 3. Kişilerin sadakat hakkı çiğnenen veya aldatılan eşe karşı hukuki sorumlulukları hangi düzenlemeden kaynaklanmaktadır?

Uygulamada 3.kişilere karşı açılan tazminat davaları Borçlar Kanunumuzun “haksız fiil” esasına dayandırılarak “kişilik haklarının saldırıya uğraması” sonucuna bağlanmaktadır.

Öğretide ve Yargıtay kararlarında 3. kişinin evli kişiyle yaşadığı ilişkinin diğer evli eşin Türk Medeni Kanunun 24. ve 25. Maddeleri kapsamında koruma altında olan kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği öngörülmüştür. Bu doğrultuda 3. Kişilere karşı genel mahkemelerde (Aile Mahkemesi değil Asliye Hukuk Mahkemesi) manevi tazminat davası açılmaktadır.

Yargıtay’ın başlıkta belirttiğimiz tarihe kadarki karar ve uygulamaları evli kişiyle ilişkisi bulunan 3. Kişinin, aldatılan veya sadakat hakkı çiğnenen diğer eşe karşı “kişilik haklarına saldırı” sebebiyle gerek eski gerekse yeni Türk Borçlar Kanununun “haksız fiile ilişkin” esaslara göre manevi tazminatla sorumlu tutuyordu. (Y.T.B.K m.49 vd.)

Yargıtay 3. Kişinin manevi tazminat sorumluluğunda sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan veya zina eden eşin hukuki sorumluluğunu B.K 50. ve 51. gereğince müteselsil sorumluluk olarak görüyor ve 3. kişiye karşı açılan davalarda verilen kararlarda eşe karşı Aile Mahkemesinde açılan veya açılacak olan tazminat davalarında “tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla” hükmolunması gerektiğini belirtiyordu.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2013/18493 Esas ve 2014/13595 Karar sayılı ve 22.10.2014 tarihli kararı eş ve 3. Kişinin sadakat hakkı çiğnenen eşe karşı iştirak halindeki eylemlerinden müteselsilen sorumlu olduğunu açık bir biçimde anlatmaktadır.

Yargıtay ayrıca bu nitelikteki olaylarda 3. Kişi ve evli eşin fiilinin ailenin öbür bireyleri üzerinde de “etkisi olması halinde” örneğin çocukların ebeveynlerden birisinin sadakatsizliğinden üzüntü yaşamış olmaları veya ebeveynin 3. kişiden gayri meşru bir çocuk sahibi olması durumunda evlilik içi müşterek çocukların üzüntü ve acı yaşamaları halinde çocuklar lehine de manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği yönünde kararlar ihdas etmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Esas: 2013 / 16604 Karar: 2014 / 10706 Karar 26.06.2014 tarihli kararı bu anlatılana güzel bir örnektir.

Yine Yargıtay bazı kararlarında da manevi tazminatın miktarını az bularak yerel mahkeme kararını bozmuş ve manevi tazminat miktarının yerel mahkemece arttırılmasına karar vermiştir. Aynı dairenin 2014 / 10536 Esas 2014 / 11642 Karar sayılı 11.09.2014 tarihli güncel bir kararı da bu yöndedir.

b) 11.06.2015 Tarihli Yargıtay Kararı

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2014/8510 Esas ve 2015/7762 Karar sayılı 11.06.2015 tarihli kararında yukarıda sözünü ettiğimiz ve artık “yerleşik” sayabileceğimiz kararlarından başka bir yönde karar vermiş bulunmaktadır.

Sözünü ettiğimiz kararda evli olduğunu bilmesine karşın ilişki halinde olduğu kişinin eşine karşı “doğrudan” kişilik haklarına bir saldırının bulunmadığı benimsenerek bu kişinin tazminatla yükümlü tutulmamasına karar verilmiştir.

Yargıtay kararında evlenmeyle evlenme akdinin tarafları arasında kanunun öngördüğü yükümlülüklerin bulunduğunu, bu yükümlülüklerin önceden bilinmesi ve öngörülmesi nedeniyle yine Türk Medeni Kanunun 174. maddesi gereğince yükümlülüğe aykırı davranan eşin sorumlu olduğunun tartışmasız olduğu belirtildikten sonra önüne gelen uyuşmazlık konusu davada tartışma konusunun 3. kişinin diğer eşe karşı olan sorumluluğu olup olmadığı noktasında yoğunlaştığı ve davalı 3. kişinin davacıya karşı doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemeyeceğini belirtmiştir.

Yargıtay önceki görüşlerinin tersine verdiği bu kararla evli eşin fiiline bağlanan yaptırımın 3. Kişinin fiiline bağlanmaması gerektiğini ve 3. kişi ve evli kişinin ortaya çıkan hukuki sorumlulukta iştirak halinde bulunmadıklarını ortaya koymuş oluyor.

Kararda aynen Borçlar Kanununun müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulama imkânı bulunmadığının zira 50. maddenin haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebileceklerin gösterildiğini, davalının zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamayacağını, yine yasa hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamayacağını zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerektiğini ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getireceğini belirten Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kararıyla evli kişilerle evlilik dışı ilişki kuranları hukuki sorumluluktan şimdilik kurtarmış görünüyor.

4- Sonuç :

Yazımızın 1. ve 2. Kısmında ayrıntılı olarak izah etmeye çalıştığımız evli kişilerin sadakat yükümlülüğü, sadakat yükümlülüğüne uymamanın boşanma sebebi ve tazminat sorumluluğu doğurduğuna ilişkin mevcut yasal düzenlemeler devam ettiği için bu konudaki Yargıtay kararları da güncelliğini haliyle korumaktadır.

Yazımızın 3. Kısmında anlattığımız üzere Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 11.06.2015 tarihinden önceki içtihatlarında evli olduğunu bildiği halde evli kişiyle ilişki yaşayan kişinin eyleminin diğer eşe karşı “kişilik haklarına saldırı” teşkil ettiğinden bahisle hukuki sorumluluğu olduğunu belirtmekteydi. Ancak sözünü ettiğimiz kararla 4. Hukuk Dairesi 3. Kişinin eyleminin diğer eşe karşı sorumluluk doğurmayacağını benimsemiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin bu karardan sonra önüne gelecek başkaca uyuşmazlıklarda nasıl bir karar vereceği veya böyle bir uyuşmazlığın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca incelenmesi durumunda çıkacak içtihadın Türk Hukuku’na neler getireceği ise merak konusudur.

Evli kişilerin 3.kişilerle olan “sadakat yükümlülüğüne aykırı” davranış ve eylemleri hukuk dünyasında çeşitli uyuşmazlıklara sebebiyet verdiği gibi toplumbilimi açısından incelemeye değer bir konudur.

Toplumun temel taşı olan ve öncelikle Anayasamızda korunmaya değer bulunan aile kurumu üzerindeki tehlikelerin bertaraf edilmesi, ortaya çıkacak uyuşmazlıkların evrensel ve milli hukuk kurallarına uygun olarak adaletli bir biçimde çözüme kavuşturulması ise büyük önem arz etmektedir.

                                                                SÜPÇİN & ESEN HUKUK BÜROSU

ADEM SÜPÇİN – AV. ALİ ESEN

KAYNAKÇA :

  1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
  2. 818 sayılı ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
  3. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2013/18493 Esas ve 2014/13595 Karar sayılı ve 22.10.2014 tarihli kararı
  4. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2014 / 10536 Esas 2014 / 11642 Karar sayılı 11.09.2014 tarihli kararı
  5. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Esas: 2013 / 16604 Karar: 2014 / 10706 Karar Tarihi: 26.06.2014 tarihli kararı
  6. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2014/8510 Esas ve 2015/7762 Karar sayılı 11.06.2015 tarihli kararı

EK BİLGİ :

1- Yargıtay Kararları Süpçin&Esen Hukuk Bürosu Karar Arşivinden alınmıştır.

2- Makaleye dair her türlü telif, basım, yayım hakkı Süpçin&Esen Hukuk Bürosu Av. Adem SÜPÇİN ve Av. Ali Esen’e ait olup, izinsiz ve kaynak göstermeden kullanılamaz.

Bir Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. İşaretli alanlar gereklidir. *